Direklerarası Seyirci Platformunun Çocuk Tiyatrosundan bekledikleri
Seyredende “yaşanası bir dünya düşü ile dünyalıyım olgusunu” hissettirecek, devletin siyasi ekonomik, kültürel yapısına güvenle dayanabileceği, eğitimini seçerken her türlü olumsuzluğu,yetersizliği değiştirebileceği ortamları ve olanakları bulabileceği düşüncesini sunan; hedefinde çocukların, ergenlerin ve gençlerin olduğu, oyun metinlerinin ve kurgusunun seyredenlerin birikimlerine katkı yapacağı, yönlendirmeyen ama ufuk açan; bu alanda sürdürülebilir, kapsayıcı bir paradigma değişikliği getiren bir çocuk tiyatrosu modeli.
Ayni kitleyi “üst kültüre taşıyacak” entelektüel bir emele, estetik ve avangart bir tutuma sahip; eksikliğinden ve yetersizliğinden yakınılan konularda da kapsayıcı bir tiyatro anlayışı ile yenilikçi bir yapılanma sunacak, merkezinde insanın olduğu normda, çocuğa, ergene, gençlere “Çağdaş Değerlerle” (*) yaklaşan özgün oyun metinleri.
Ayrıca Objelerden, otobiyografik deneyimlerden ve/veya yaşanmış hikâyelerden çıkarılan şartsız temaların kullanıldığı, yine eski metinlerin de yeniden yorumlanarak, günümüz sistematiğinde oluşan başkalaşımlarla çözümlendiği oyun metinleri ile bir tiyatro sunumu.
(*)İnsan Hakları, Eşitlik, Özgürlük, Demokrasi, Hukuk, Bireyselleşme, Bilimin Üstünlüğü, İletişim, Çevre
ÇOCUK OYUNLARININ DEĞERLENDİRME KRİTERLERİ
(*) Tecrübeli Oyuncularla oynanan,
(*) Didaktik olmayan ama çocuğun birikimlerine katkı yapan,
(*) Seyredenlerin esinlerine, karşılaştırma, eşleştirme ve analiz edebilme yetilerine hitabeden,
(*) Ufuk açan, düş gücünün ve keşfedici ruhun gelişmesine yardımcı olabilecek,
(*) ve seyredenlerin içinde yaşanası bir dünya düşünün kurulabildiği OYUNLAR.
Ayrıca; Oyun Mekanlarının yaş gruplarına ve oyunun formatına uygun seçilmesi, Kullanılan temalarının, yaşamdan alınmış, özgün ve dramatik olması, Abartılı olmayan kostümler, Sahnede Canlı Müzik, Koreografide uyum değerlendirmelerde dikkate alınır
TİYATRO TEMELLİ YARATICILIĞA AÇIK EĞİTSEL ÇALIŞMALAR
Anayasa’nın 42 Maddesi ile düzenlenen “eğitim” konusu gerek eğitimcilerin ve gerekse eğitim kurumları açısında manifesto niteliğindedir. İlgili mevzuat ile düzenlenen bu konu, değişen dünya ve hızla farklılaşan koşullar sebebi ile zaman zaman çeşitlilik ve yenilikleri gündeme getirmektedir.
Eğitim anlayışındaki çeşitlilik ve yenilikçi yaklaşımlar, önemli ölçüde yaş gruplarına göre değişmektedir. Bu çalışmada; genel kabul gören tanımların gözetilmesi yanı sıra UNICEF – United Nations International Children Emergency Fund | Birleşmiş Milletler Çocuklara Acil Yardım Fonu tarafından ilan edilen kriterlere uyum da söz konusudur.
1.0 Neden böyle bir çalışma gündeme geldi?
Farklı yaş gruplarının gelişimine uygun olan temel ve destekleyici eğitim materyallerinin ve yöntemlerinin, okul ortamı dışında da genç bireylere sunulmasının önemi ve gerekliliği malumdur. Eğitimde fırsat eşitliği olması gerekirken, ülkemizde çok ciddi bir eşitsizliğin egemen olduğu gerçeği de durumdan vazife çıkaran bireyleri, sivil toplum kuruluşlarını hatta kimi kanaat önderlerini ve kurumları alternatif çözümlere yöneltti.
Ülkemizde tiyatro sanatının gelişimi için, sanat ile seyirci arasında bir köprü oluşturma ve geliştirme misyonunu benimseyen Direklerarası Seyircileri, tam çeyrek yüzyıldır varlığını sürdüren bir sivil inisiyatiftir. Türkiye’nin “ilk” ve “tek” seyirci yapılanması olmasının yanı sıra çocuk ve gençlik tiyatrosu kavramlarına sahip çıkarak sorumluluk alanını genişletti. Çalışmalarına “eğitim” konusunu kattı, bu konudaki bilgi ve birikimlerini yaygınlaştırmak için çok sayıda atölye çalışması gerçekleştirdi, eğitim kurumları ile iş birlikleri başlattı.
Elinizde tuttuğunuz bu çalışma da görülen eksiklerin giderilmesi yolunda katkı sağlamak amacı ile hazırlandı.
2.0 Genel oyuncu ve izleyici profiller
Eğitim vektörü ile ele alınan tiyatro konusunda gerek performanslar ve gerekse izleyici demografisi ayrı bir öneme sahiptir.
Çocuğun gelişimi açısından bu dönemler;
- Bebeklik (0-2 yaş)
- İlk çocukluk (3-6 yaş)
- Çocukluk (7-11 yaş)
- Ergenlik (12-18 yaş)
olarak sıralanır.
2.1 İlk Çocukluk Dönemi (3-6 yaş arası)
Geçmişte “okul öncesi” kavramı ile tanımlanan ve ilkokul öncesi yaş aralığını ifade eden bu kavram “erken çocukluk” dönemi olarak kabul edilmektedir. Uzmanlara göre bu dönem “Çocuğun aktif olarak çevresine yöneldiği, uyarıcılar ile dolu dış dünyayı keşfetmeye çalıştığı, insan yaşamının en temel becerilerinin kazanıldığı bir dönemdir.
Bu dönemde çocuk, belli bir yapılanmayı tamamlamış olan bedenini etkili bir şekilde kullanmayı ve oyunlarında bedenini ustaca kullanmayı öğrenmiştir. Aynı zamanda çocuk büyümeye devam etmektedir. Bir yandan büyümeye devam ederken diğer yandan kendisinin ve bedeninin farkına varmaya başlamıştır. Çocuk, bu dönemde sosyalleşmeye de başlamıştır. Başkalarını keşfetmiş ve onlarla birtakım kurallar çerçevesinde bir araya gelmeye çalışmaktadır. Çocuk davranışlarında egosantrik ( ben merkezcil )tir. Okul öncesi eğitim kurumlarına gitmekte ve sınıf arkadaşlarıyla karşılaşmaktadır. Sokakta yaşıtlarıyla ortak etkinliklerde bulunmakta, parkta birlikte salıncağa binmektedir. Çocuğun bu dönemde kazandığı beceriler, sonraki yıllarda sosyal ilişkilerinin temel yapı taşı olarak kullanılacaktır.
Çocuk yavaş yavaş aile ortamından çıkmakta ve başkalarıyla karşılaşmaktadır. Bu dönemde bedensel gelişme hızı, bebeklik dönemine oranla yavaşlar. Beden orantılarında da değişiklik göze çarpar.Yine bu dönemde kaslardaki gelişme dikkati çeker.
Çocuk rahatlıkla koşup zıplayabilir; ancak dar bir tahta üzerinde denge sağlayarak daha üst düzeyde motor koordinasyon gerektiren hareketleri yapmakta güçlük çeker. Bir önceki dönemde cinsiyetini fark etmiş olan çocuk, cinsiyetine uygun davranmayı öğrenir. Bu dönemde cinsiyetine uygun davranma davranışı ağırlıklıdır.Cinsiyet farklılıkları bu dönemde keşfedilir. Bu konuda sorular sormaya başlar. Çocuğu sorduğu sorular yüzünden azarlamak, araştırma girişimlerine engel olmak, çocukta suçluluk duygusunun gelişmesine neden olur. Erkekler/Kızlar şöyle yapar ifadeleriyle başlayan cümleler kullanır.
Çocukta vicdan gelişiminin ve ahlakın yargıların temelleri bu dönemde atılır. Yalan söylediklerinde suçlandıkları, hatalı bir davranışta bulunduklarında bunu anladıkları görülür. Bu kazanım daha sonraki dönemlere de taşınır. Her alanda olan gelişim gibi daha sonraki dönemlere biraz şekil değiştirerek devam eder. Oyun bu dönemde çocuk için en önemli etkinliktir. Zamanını büyük bir bölümünü oynayarak geçiren çocuk, daha çok hayal gücüne dayalı oyunlar oynar. Çocuğun ebeveyni ile kurduğu özdeşim oyunlarına da yansır. Okul öncesi eğitim kurumları, çocuklar için yeni arkadaş çevresi , zengin bir oyun ortamı ve çeşitli deneyimler kazanabileceği bir yer olması nedeniyle oldukça önemlidir. Çocuk okul öncesi eğitim kurumlarında okula hazır hale gelir.”
2.2 Çocukluk Dönemi (7-11 yaş arası)
Genel olarak “ilkokul dönemi” olarak kabul edilse de ülkemiz mevzuatına göre yaş aralığı değişebilmektedir. Temel değerleri edinmenin sona ermeye yüz tuttuğu, buna karşılık ilk kurumsal eğitim ile becerilerini geliştirmeye başladığı, kişiliğinin daha da biçimlendiği bir dönem olarak öne çıkar. Yine uzmanlara göre bu dönem “Çocuğun aile ortamından çıkıp dış dünya ile daha içice olduğu dönemdir. Bu dönemin başlangıcı ilkokula yeni başlama, son yılları ise çocuğun ergenlik dönemine girmeye başlaması açısından son derece önemlidir.
Çocukta bu dönemde mantıklı düşünme başlar, ben merkezcillik azalır, yaşıtları önem kazanır, bellek ve dil becerileri artar, bilişsel becerileri artar, fiziksel gelişme durağanlaşır, benlik kavramı ve benlik yapısını gelişir, güç ve sportif beceriler artar.
Çocuk, okulda hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı okuma-yazma ve hesap becerilerini edinmeye başlar. Çocuk bu becerilere dayanarak ileriki yaşlarda karmaşık problemleri çözebilir hale gelecektir. Gündelik yaşamda olup bitenler çocuğun ilgisini çekmeye başlamıştır. Ülkelerinde ve dünyada olup bitenler ile ilgili fikir beyan etmeye başlar.
Çocukta zihinsel gelişim soyut işlemlere hazırlanmaya başlamıştır. Okul öncesi dönemde temelleri atılan vicdan gelişiminin başlaması bu dönemde değerlerin, tercihlerin ve tutumların belirginleşmesi şeklinde devam eder.
Çocuğun konuşma yeteneği ve kelime hazinesi oldukça gelişmiştir. Bu dönemde kız ve erkek çocuklar kendi aralarında gruplaşarak oynamayı tercih eder. Bir yandan arkadaşlarıyla bir arada olmaktan hoşlanırken diğer yandan grup içinde sivrilme, üstünlüğünü kanıtlama çabası vardır.
İlkokulun ilk yıllarında görülen büyümedeki yavaşlama10 yaşına doğru vücut biyokimyasındaki farklılaşmaya bağlı olarak hızlanır. Kız çocuklarında ani bir boy artışıyla birlikte ikincil cinsiyet özelliklerinin belirmeye başladığı görülür. Erkek çocuklar 9-10 yaşına kadar kızlardan biraz daha uzun ve daha iri bir bedene sahipken, 10-11 yaşlarında kızlardan daha ufak bir görünüme bürünürler. Çocukların bu dönemde sağlıkları genellikle iyidir. Önceleri çok hastalananların sağlık durumu bu dönemde düzelmiştir.”
2.3. Ergenlik Dönemi (12-18 yaş arası)
Ergenlerdaki fiziksel değişiklikler ile kimyasal değişimin hızlandığı bir dönemdir. Bireyin çocukluktan çıkıp yetişkinliğe yöneldiği bu dönemde bedensel büyümenin getirdiği sakarlık yanı sıra erkeklik (androjen) ve dişilik (östrojen) hormonlarının yarattığı dengesizlik son derece belirgindi. Bu dönem için uzmanların görüşü “Ergenlik dönemi, bedensel değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir. Çocukluk döneminde kısmen yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme, ergenlik döneminde yeniden hızlanarak bu dönemin sonunda yetişkinlikteki yapısına ulaşır. Gencin beden oranları değişmeye başlamıştır. Bu değişim yüzünden genç biraz sakarlaşabilir, değişen bu oranlara uyum sağlayabilmesi için biraz zamana ihtiyacı vardır. Genellikle ergenlik ve gençlik çağı en sağlıklı yaşam dönemidir. Çocukluk hastalıkları geride kalmıştır, yetişkin çağa özgü hastalıklar ise çok uzaktadır. Ergenliğe özgü denebilecek tek hastalık belki de ergenlik sivilceleridir ( acne ). Ter ve yağ bezlerinin salgıları artmakta ve birikim olmaktadır. Bu durumun erkeklik ve dişilik hormonlarının ( androjen ve östrojen ) dengesizliğinden ileri geldiği sanılmaktadır.
Ergenin bu dönemde fiziksel değişim hızlıdır, üreme olgunluğu oluşmaya başlar, kimlik arayışına odaklanır, yaşıtları benliğinin gelişmesine ve onu test etmesinin aracı haline gelir,, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezciliği bazı davranışlarında artış görülür.
Ergenlik dönemi, genç için çalkantılı bir dönemdir. Bu dönemde bireyin kişiler arası ilişkileri gelişir, artar ve nitelik değiştirir. Artık çocuk değildir. Sosyal ilişki kurma becerisi artmaya başlamıştır.Toplum içinde kendi başına girişimlerde bulunabilir. Başkalarıyla kendi tercihleri doğrultusunda etkileşimler kurabilir. Bunun sonucunda duygusal yakınlıklar yaşayabilir. Bu duygusal yakınlıklar aynı zamanda anne babadan duygusal anlamda ayrılmanın bir görüntüsüdür.
Gençler ne yetişkin ne de çocuk olarak kabul edildikleri bu geçiş döneminde uyum sağlamakta güçlük çekerler. Kimlik arayışına giren genç bu dönemde ya kimliğini kazanmış olarak ya da kimlik kargaşası ile çıkar. Yine bu dönemde genç, gelecekteki işi için belirlemeler yapmak durumundadır.
Hayatı boyunca nasıl bir iş yapmayı ummaktadır? Bu karar aşaması gencin bir anlamda geleceğini de belirleyecektir. Başka bir deyişle hangi okulda okuyacağını belirlemesi demektir.
Vicdan gelişimi bu dönemde birtakım temel değer yargılarının gelişmesi biçimini alır. Hayatta neye değer verdiğini belirleyen ergen, bu nedenle sık sık ideolojik kötüye kullanmalara maruz kalır. İdeolojik düşüncelerin yoğunlaşması bu gelişim döneminin bir görüntüsüdür. Değer sistemi geliştirme ve sosyal gelişimle bağlantılı olarak ergen artık yetişkin toplumsal düzeni içine girmek ve sorumluluk yüklenmek ister. Ergenlik dönemindeki sosyal ve ideolojik hareketlerin bir anlamı da budur. Başka bir deyişle ergenler sorumluluk yüklenmek istemektedirler.
Kısacası bu dönem oldukça fırtınalı bir dönemdir. Genç kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş halindedir. Kimi gençte bu dönemi oldukça gürültülü geçirirken, kimisi daha az çalkantılı geçirebilir. Ergenin yetişkin otoritesiyle çelişkide bulunduğu bu dönemde, yetişkinin onu kabul etmesi, ona koşulsuz bir saygı ve anlayış sunması gerekir. Anne-baba ergenin bağımsız davranmasına, onun kendi kendine karar vermesine, kendine güvenmesini sağlayacak yaşantılar geçirmesine özen göstermelidir.”
3.0 Proje ve dinamikleri
Tiyatro Temelli Yaratıcılığa Açık Eğitsel Çalışmalar projemizde her yaştan genç bireye tiyatroyu hakkını vererek anlatmak için “yaşatmayı” seçtik, amacımıza da “deneyimler” sunarak ulaşabileceğimizi düşündük.
Bu yaklaşımımızın ne kadar doğru olduğunu da 2024 Mayıs ayında gerçekleştirdiğimiz ve toplam 3 gün süren Ortak Oyun Yaratım ve Yazım Atölyes| Devised Deama for Writing Workshop ile önceki diğer çalışmalarımızda gördük. Atölyeye katılan ergenler, çalışmanın sonunda kendi aralarında konuşarak ve tartışarak tasarladıkları oyunu, dekorundan kostümüne, diyaloglarından rol paylaşıma kadar kadar detaylandırarak sahneye koydu.
Genç bireylerin kendi yaşamlarından esinlenerek ve doğaçlama becerilerini kullanarak bir oyun ortaya çıkartmaları, dünyalarını ve düşüncelerini paylaşarak kendilerini fade edecek bir platform yaratan öğrenciler eşsiz bir deneyim yaşadılar.
Katılan öğrencilerin hiçbirinin tiyatro eğitimi yoktu, hatta aralarında hiç tiyatroya gitmemiş olanlar da vardı. Birbirine bakarak, anlayarak, dinleyerek karşılıklı etkileşim içinde attıkları adımlar ile kendilerini sahnede, üstelik de arkadaşlarının, ailelerinin ve öğretmenlerinin izlediği bir gösteride buldular.
3.1 Bireysel ve toplumlar kazanımlar
Bu anlayış ile biçimlenecek ve gerçekleştirilecek çalışmalarda; genç bireylere evrensel değerlere ulaşmaları ve gelecekte uluslararası toplumda yer edinmeleri için fırsat/lar sunulacak, kapı aralanacak.
Bu evrensel değer (alfabetik olarak) ilk aşamada;
- Adalet & Hukuk
- Bilim & Sanat
- Çevre
- Eşitlik
- İletişim
- İnsan hakları
- Özgürlük & Demokrasi
olarak sıralanabilir ve daha da arttırılabilir. Bu evrensel değerlerin bireysel erdemler haline gelmesinde Tiyatro Temelli Yaratıcılığa Açık Eğitsel Çalışmalar projemizin büyük katkısı olacağı şüphesizdir.
3.2. Projenin kurumsallaşması
Bu projenin hayata geçirilmesinde “amatörlükleri” ve “iyi niyet” dışında hiçbir sermayesi olmayan genç bireyler dışında kurumsal destek sağlanması son derece önemlidir.
Belediye ve kamu hizmeti veren diğer yapılar dışında, geleceğin yetişkinleri için eğitim veren kuruluşlara bu konuda daha büyük rol düşmektedir. Eğitim kuruluşları kategorisi ana okullarından orta öğrenim kurumlarına, konservatuarlardan güzel sanatlar okulları ve atölyelerine, dershanelerden üniversitelere kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
3.2.1 Mekan ve Zaman
Genel olarak “tiyatro tiyatroda seyredilir” anlayışı gözetilerek belirlenecek ve/veya amaca uygun olarak düzenlenecek salonlar bu konuda proje uygulayıcıların öncelikle ele alması gereken konuların başındadır.
İlginin korunması açısından süre de bir diğer önemli faktör olarak gözetilmelidir.
Minikler Tiyatrosu olarak tanımlanabilecek 3-6 yaş grubu için armut koltuk, yastık gibi ergonomik oturma üniteleri, en az/çok 30-40 seyirci kapasitesi ve oyun süresi ortalama 25 dakikalık performanslar tavsiye edilir.
Çocuk Tiyatrosu olarak isimlendirilebilecek 7-11 yaş için sandalye ya da bu yaş grubuna uygun diğer ergonomik oturma üniteleri, en az/çok 40-60 seyirci kapasitesi ve oyun süresi 45-50 dakikalık performanslar uygundur.
Gençlik Tiyatrosu olarak konumlandırılabilecek 12-18 yaş için seyir görüş açısını engellemeyecek düzenlemede normal oturma ünitelerinde, en az/çok 60-90 seyirci kapasitesi ve oyun süresi 60+ dakika olacak şekilde düzenlenmesinde yarar vardır.
3.2.2 Metin ve Senaryo
Projenin sürdürülebilir kılınması için atölye çalışmalarında ortaya konulacak metin ve senaryolar kadar dışarıdan da eserler temin edileceği göz önünde bulundurularak, özenle seçilmeli ve titizlikle değerlendirilmedir.
Çocuk Tiyatrosu ve Gençlik Tiyatrosu için genel eğilim masallardan ve/veya hikayelerden devşirme yönündedir. Bu kaynaklardan yapılan adaptasyonlar ise “kalıplara dayalı” bir öğretiyi empoze etme eğilimindedir. Metinlerin günün koşullarına uygun olması, yaşamın içinden çıkması ve bahsi geçen yaş gruplarından bireylerin katılımı en değerlisidir.
3.2.3 Oyun tasarımı
Genelde “müsamere” olarak bilinen ancak projemiz kapsamında Minikler Tiyatrosu olarak tanımlamayı tercih ettiğimiz oyunların tasarımlarında genelde hayvan, bitki ya da yiyecek temalı kostümler öne çıkmaktadır. Erken çocukluk çağındakilerin hiçbir katkısı olmadan sahnelenmesi de “amaca uygun olmayan” bir durum yaratmaktadır. Göz alıcı ve genelde pahalı kostümler de bu durumu pekiştirmektedir. Dans ve şarkı gibi unsurlar oyuna uygun kurgulanabilirse katkısı olacakken “çocuk dili” gözetilmemesi gibi başkaca olumsuzlukları da besleme riski taşımaktadır.
Bu noktada hedefin, veliler değil tiyatro ile yeni tanışan minikler olduğu unutulmamalıdır!
3.2.4 Pahalı prodüksiyonlar
Dünya eğlence endüstrisinde farklı yaş gruplarına göre tasarlanan pek çok prodüksiyon, zaman zaman turneler kapsamında ülkemize de gelmektedir. Bunlar tanıtımları öncelikle velilere yönelik olmakta ve yarattıkları etki ile bilet satışı gerçekleştirmektedirler. Bu tür etkinliklerin ve gösterilerin bir değeri olduğunu yadsınmamakla birlikte genç bireylere ne tür katkı sağladığı, “ben bunu yapamam” duygu ve düşüncesini tetikleyip tetiklemediği iyi düşünülmelidir.
Katılımcı olamayacağı prodüksiyonlar, birer deneyim fırsatı olmaktan çok sadece hoşça vakit geçirme aracı olacaksa esas amaca hizmet etmeyecektir.
4.0 Projenin “eğlenirken öğrenmek, öğenirken eğlenmek” anlayışı
Tiyatro Temelli Yaratıcılığa Açık Eğitsel Çalışmalar projesi, “birey” ve “değer” odaklıdır.
Proje farklı yaş gruplarındaki bireylerin öncelikle birey “birey” olduklarını gözeten, sonraki aşamada da “değerli” taraflarını öne çıkarmaya odaklıdır. Bu sebeple ezber ve dayatma gibi kalıplardan uzak, iletişimi destekleyen iç dünyalarının dışavurumuna odaklı yenilikçi bir yaklaşım sergiler.
4.1 Bedeni kullanarak anlatım
Yüzünüzde tanıma ve tanışma jest ve mimikleri, memnuniyet – memnuniyetsizlik halleri,
Ellerinizi kullanarak acıkmak, yorulmak, korkmak gibi onlarca duyguyu ifade etmek,
Ayaklarınızı kullanarak acelesi olmak, bezginlik, sportmenlik gibi durumları anlatmak,
Yürüyerek doğumdan ölüme yılların geçtiğini izleyenlere aktarmak mümkün (mü?)
Sözcük kullanımının giderek azaldığı günümüzde, “beden dili” ve nasıl kullanılacağını öğrenmek eğlenceli olacaktır.
4.2. Oyun kuruculuğu
Yaşamın belki de en önemli çıktısı olan “oyun kurucu” olma özelliği, belki de hikaye anlatıcılığı kişinin toplumda yer edinmesini kolaylaştırdığı gibi değerli görülmesinin de kapısını açar. İlgi toplar, sevilir ve saygı görür.
İyi bir oyun kurucu hayalleri ile birlikte fikirlerini, fikirlerinin ardı sırada oyunun kurallarını ortaya koyar. Bir anlamda “lider” olur.
Liderlik, birçok özelliğin yanı sıra durumu iyi analiz etmekle de ilgilidir. Somut dayanaklar ve değişkenler, doğru kullanılmazsa tehdit olan unsurlar başarılı bir analiz için gereklidir. Ateş, Hava, Su ve Toprak bunların başlıcalılarıdır.
Yaşları kaç olursa olsun, her çocuk bu kavramlardan yararlanarak kendi hikayesini anlatır, oyununu kurabilir. Dünya da ister felsefi açıdan, ister sanat, ister bilim açısında bakılsın bu kavramlardan yararlandı. Kültürler, bu temel kavramlar ile oluştu, sonradan ekledikleri ile gelişti.
Sözcüklerden kavramlara, kavramlardan fikirlere giden yol da tiyatrodan geçer…
Tiyatro; dinleme- anlama, bilme-söyleme ve yapma-yönetme üçgeni içinde sıra dışı bir konuma ve değere sahiptir.
4.3 Sebepler ve Sonuçlar
İletişimin en önemli unsurlarından biri, belki de birincisi sözcüklerdir. Yazılı ve/veya sözlü olmaları içerdikleri anlamlarını değiştirmez ancak bireyin kullandığı sözcüklerin zenginliği ve çeşitliliği kişinin değişiminin dinamiğini oluşturur.
Değişim ya da bir başka ifade ile bireyin olumlu yanları ağır basan yeni versiyonu süreci fikirler ile başlar.
Fikirler, konuşarak karşılıklı etkileşim sayesinde biçimlenir, değişir.
Düşünceler ise fikirlerden etkilenir ve netleşir, kişinin duruşunu ortaya koyar.
Duygular inişli çıkışlı olsa da bireyin düşüncelerinde güç alır.
Plan yapmak için bildiklerinizi ve becerilerinizi değerlendirir ve duygularınızı katarsınız.
Alışkanlıklar bu sayede edinilir, bireyin toplumda yer bulmasını kolaylaştırır.
Bağlar da alışkanlıkların özetlediği ve ifade ettiği davranış ve düşüncelere dayalı kurulur.
Yaşam tarzı da kurduğunuz bağlar ve girdiğiniz etkileşimler sayesinde ortaya çıkar.
Değişim denilen sonuç da yaşam tarzı ile biçimlenir.
Ömer Şahinbaş Hakan Türkkuşu
Proje Direktörü Proje Koordinatörü